Serdar Adem İşler

Tarih: 25.11.2021 10:26

En Ucuz Akar Kokar Yakıt Bizde / Diyalektik Bakış

Facebook Twitter Linked-in

 

        Bunu espri olsuna söylemiyorum. Gerçekten inandığım için. Görmekte zorlansak, karşılaşmaktan köşe bucak kaçsak da bu bir gerçek... Çevresine alıcı gözle bakan herkes bu gerçeği ayan beyan görebilir. Akıl tutulması yaşamayan herkes bu vakıayı tespit edebilir. Avrupa’nın en ucuz yakıtını kullandığımız doğrudur. Harfine kadar doğrudur. İkinci el araçların km sayaçlarına bakarak siz de bu gerçeği görebilirsiniz.

        Asgariden memur maaşlarına kadar bütün ücretlerin yeterli olduğunu da düşünüyorum. Avrupa’yla, Hindistan’la ya da Çin’le kıyaslamıyorum. Elma ile armut açmazına düşmek istemem. Alım gücüne bakarak kıyaslıyorum. Corona bahanesiyle, zam gelecek bahanesiyle rafların yağmalandığını gözlerimizle görüyoruz. Rivayetle değil. İkinci el araçların artan fiyatlarını da ibret ve hayretle gözlemliyoruz. Olmayan parayla mı alınıyor bunlar. Demek ki para çok... Dolayısıyla ekonomik sıkıntıdan bahsetmek abesle iştigal olur.

        Ülkemizde ters giden bir şey yok. Ters gittiğini sandığımız döviz ve altının roket hızıyla yükselmesinde bizim payımız olduğunu unutmayalım. Altına yükleniyoruz, dövize abanıyoruz. Dolayısıyla rağbetin insanı havalandırdığı gibi değerli maden ve dövizi havalara sokuyor. Hepsi bu. Ötesi yok. Ayrıca o kadar çok kazanıyoruz ve yastık altında o kadar çok paramız var ki yüklendiğimiz döviz fırlıyor, abandığımız altın çıldırıyor. Kimsenin rağbet etmediği yani almadığı bir ürünün fiyatı yükselmez. Piyasanın olmazsa olmaz şartıdır bu. Kimse kendisini kandırmaya çalışmasın.

        Benzine motorine zam geliyor diye ortalığı ayağa kaldıranlarla karayollarındaki trafik yoğunluğu arasında açıklaması çok zor bir çelişki var. Belki açıklaması çok basit bir gerçek... Bu ikilem karşısındaki tercihi size bırakıyorum. Hani bana sorarsanız yakıt da enerji de bizde gerçekten çok ucuz. Üstelik açlık ve yoksulluk sınırı diye belirlenen oranlar da son derece yüksek tutulmuş. Yoksulluk sınırındaki hemen herkesin evi arabası var. Açlık sınırındakilerin çoğunun altında araba… Her evde kişi başı cep telefonunu unutmadım tabi. Telefon bir kere almayla kurtulabileceğimiz bir harcama kalemi değil. Açlık yoksulluk sınırı dahil olmak üzere telefon kullanabilen hemen herkesin elinde ayrıca aylık iletişim faturası var. Bütün bunlar karşısında memlekette zamların tahammül sınırlarının üzerinde olduğunu iddia etmek art niyetlilik olmazsa da aymazlıktır en hafifinden.

Evi arabası olanlar zengin, tuzu kuru diyebilirsiniz. Ben de yemezler derim. Memleketimizde 20 milyona yakın hane varken, buna karşılık otomobil sayısı 25 milyon civarında. Buna ne diyeceksiniz? En azından herhangi bir devlet dairesinin bahçesine bir göz atın bakalım. Yoksulluk sınırında maaş aldığını söyleyenlerin kaçında araba yok. Kaçında var demiyorum bakın kaçında yok. Bir de modellerine bakın. Eski demode araba kalmış mı? Ticari zekayla evlenen çift maaşlı memurların ve sağlık sektörünün arabaları var mı yok mu da demiyorum. Onların sadece modellerine bakın yeter. Neredeyse tamamı sıfıra yakın. Kıskandığımdan söylemiyorum bunları. Ağlamayı, timsah gözyaşları dökmeyi bırakalım diye…

Zamlara rağmen trafik yine kilitleniyor. Marketlerde alışveriş sepetleri yine ağzına kadar dolu, kasalarda yine kuyrukta bekliyorsunuz. Kafeler başta olmak üzere eğlence merkezleri yine lebaleb dolu. Turistik yerler hakeza… Asla mutlaka zorunlu bir nesne olmamakla beraber ikinci araba fiyatları ütopyadan muhale doğru kanatlanmış. Fakir fukara bir toplumda böyle bir manzarayla karşılaşmanız mümkün mü?

Yokluk içinde olduğumuz, zor geçindiğimiz, iki yakamızı bir araya getirmekte zorlandığımız kanaatimce külliyen yalandır. Yalan değilse bile sayıklamadır. Yokluk içinde olan insanın alım gücü düşer. Çılgınca harcama yapamaz. Böyle bir coğrafyada insanlar hayatta kalma mücadelesi verdikleri için ev araba almaya sıra gelmez. Ev ve araba fiyatları roket hızıyla yükselmez.  

Dövizin ve altının yükselmesi ayrıca maddi imkanlarımızın söylemlerimizin tersine fazlasıyla bol ve yeterli olduğunu göstermekte. Ağlama sızlamalar tamamen takiye. Timsah gözyaşları… Alışmışız yalan söylemeye. Merdi Kıpti gibi… Gizlemekte başarılı olduğumuz yerli sermaye, yüklük gibi döviz ve altına doğru tabiri caizse abanınca değer kazanmaları gayet normal. Bankalardaki mevduat gerçekten dudak uçuklatacak boyutlarda. Yastık altındakini tahmin bile etmek mümkün değil.  Bu durumda kim inanır vatandaşın timsah gözyaşlarına?

Hasılı kelam benim şahsi kanaatime göre Türk ekonomisinde her şey normal seyrinde. Zaten döviz ve altındaki yükselişe rağmen hükümet kanadının telaşa kapılmaması da bunu göstermekte... Telaşa gerek yok. Sadece lüks tutkumuzdan vazgeçelim yeter. Var olduğu sanılan sanal krizin tek sebebi gözü doymaz insanlarımız. Eğer yönetimde bir kusur aranacaksa spekülatörlere, stokçulara ve fırsatçılara çok sert tedbirler alınmadığı, en azından mevcut tedbirlerin istenilen dozda uygulanmadığı noktasında yapılabilir.

Haşiye:

Yazımı bitirdikten sonra iki gün kısık ateşte beklettim. Daha lezzetli olacağını, daha doğrusu tefekkür noktasında etkisinin artacağını düşünerek... Döviz artışını müteakip akar kokar yakıt fiyatlarına okkalı bir zam geleceğini tahmin ediyordum. Yanılmadım tabi. Benzin ve mazota birer liralık zam geldi. Hemen bugün, yazımı okur okumaz kara yollarımızdaki trafik yoğunluğunu takip edin bakalım. En uzak bir çözülme var mı trafik yoğunluğunda. Yok, göremezsiniz. Çünkü tuzumuz kuru ve alım gücümüz yüksek. Öyle olmasa 25 000 000 araba varken memlekette bu kadar kıymete binmezdi. Kıymet artışı piyasa arzından da etkilenir. İkinci el araba için bunu diyebilir misiniz? 25 000 000 (25 milyon) araba var piyasada. Nüfusumuzun üçte biri yani. Buna rağmen araç bulunamaması ve fiyatların çok yüksek olması, paramızın çokluğu ve haddimizi bilmeden lükse olan tutkumuzdan kaynaklanmakta.

Araba mecburi bir ihtiyaç değil. Bana bunu anlatmaya çalışmayın. Benim arabam olduğu halde ne yurt dışında ne Aksaray’da hiç kullanmadım. Şehir efsanesi corona başladığından bu tarafa toplu taşımayla seyahat ediyorum. Hem de her gün, her gün… Bir halt da olmadı. İncilerim de eksilmedi. Üretmeyen sadece tüketen bedenimiz bu kadar lükse layık değil. Zorlayınca ekonomik dalgalanma oluyor işte.

Önce devlet sonra ben felsefesine iman edinceye kadar bu spekülatif dalgalanma durulmayacak emin olun.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —